Hatırlatma
7/11/2008Ülke hayvan dolu, bunu kabul edip, buna göre yaşamalıyım.
kendime günde 5 trilyon kez hatırlatıyorum.
Ülke hayvan dolu, bunu kabul edip, buna göre yaşamalıyım.
kendime günde 5 trilyon kez hatırlatıyorum.
SO MUCH FOR MY HAPPY ENDING
“lets talk this over it s not like we are dead”
Hiçbi şey olduğunuzu düşündüğünüz bi zaman dilimi oldu mu hiç ? elinizi kolunuzu attığınızda hiç kimseyi bulamadığınız, ara sırada bulur gibi olduğunuz ama kandırıldığınız, aslında yanınızda hiç kimsenin olmadığı, hiçbi şey olduğuzunu düşündüğünüz bi’ zaman dilimi?
Tam olarak onun ortasındayım şu anda. Noktalardan, virgüllerden, imla elemanlarının duygu göstergesi olmasından en çok sıkıldım. Dostluğun ve vefanın Hollywood filmleri klişesi olarak anılmasından daha çok. Kimseden sizin için ölmesini istediniz mi bilmiyorum ama ben böylesi bi psikopatlık derecesine henüz ulaşmadım. Takoz, çekme halatı gibi aksesuarlar kullanmadığım gibi bazı sabahlar saatimi takmayı bile unuturum. Demiştim, henüz o kadar delirmedim. En azından henüz değil.
Savaşlar önce iki kişi arasında başlar. Hiçbi savaş damdan düşer gibi gelmez. Bu yüzden bi’ kişiye kızdığımda ucunda hep 3. dünya savaşı çıkarma olasılığını göz önüne aldığımdan çok uzun kızgın kalamam.
Ama kırgınlığımın bi ölçüsü yok. İnsanlara kendini hiçmiş gibi hissettiren diğer insanlara olan kırgınlığımın ölçüsü yok. Elimi attığımda elimi tutacağını sandığım, ama genelde hayal kırıklığına uğradığım…
“ Don’t leave me hangin in a city so dead ”
Cam, çerçeve indirmekle olsaydı bu işler, hazmedilseydi yalnızlık, bildiğim bütün vitrinlere kafa göz dalardım. Paramparça olmuşluk hissinden kurtulunabilinseydi daha çok parçalanınca insan, kendimi en büyük uçurumdan atardım. Ama biliyorum ki, bu beynini her yere götürmekle alakalı, “sen şimdi burada uslu uslu otur ben bi yere kadar gidip gelicem” diye cami avlusuna bırakamıyosun ki beynini, hayır, delirmek hiç de görüldüğü kadar kolay değil. Yani demem o ki, 99 parçaya ayrılsan, tek parça yalnızlığın ve hiçliğin, 99 parçaya ayrılır.
“Thanks for acting like you care”
Herkesi kahve makinesine benzetiyorum kimse kusura bakmazsa, bakarsa da benzetiyorum anasını satiyim. İçine parayı attıktan sonra işini yapıp size kahvenizi veren sonunda da “afiyet olsun” diyen makinelere. O makinelerin karşılıksız, al babacım dertlisin galiba bi kahvede benden olsun dediği hiç görülmedi. Parayı alıp, kahveyi babamda verir, verdikten sonra babamda “afiyet olsun” der. Kendimi tenzih ederim tabi…
“Fuck you” ve “fuck the humanity” arasında ki farkı bilir misiniz peki ? Sizde hiçbi şeyi bilmiyosunuz ki… çok açık birine fak yuu derseniz dayak yersiniz, fak the humaniti derseniz destek görürsünüz.
Demiştim, kahve makinesine benzetiyorum diye. Kimse kendini insandan saymıyor bi kere. İşte kendimi bu noktada tenzih ediyorum, fak yu diyen olursa da dayak atarım fak the humaniti diyen olursa da dayak atarım.
“ But so, are they ”
Hadi bi soru daha soriyim… Sizde de var mı o aynı yorgunluktan ? Hani çok derin en derin nefesi çekicekmiş gibi, atmosferle birlikte 7 kat göğü yutucakmış gibi oluyor musunuz ? İşte şey canım… emekli yorgunluğu. Hani şey olur ya “ah ulan yine tutmadı loto” derken ki yorgunluk… onlardan var benim işte. Onları besliyorum ben. neyse yazının şanına yaraşır bi hepi ending fotosu koycam gugıldan sörç yapcam. not : bulamdım ya bi sürü salak şey çıktı. google bile bulamadı.
“Thanks for watchin’ as I fall ”
- içinizdeki sanat aşkını ne zaman keşfettiniz?
& bence uçuk, uçuk insanların imzası niteliği taşımaktadır. oraya mürekkep sürüp insanların uçuk çıkardıkları yeri kağıda pööf diye basmaları onların imzası olmalıdır. çok sevimli bi virüs olduğunu düşünüyorum, kendini ifade etmekte problem yaşıyo sadece. zaten hangimiz zaman zaman kendimizi bi yara olarak ifade etmedik ki?
- yazılarınızı hiç kitap haline getirmeyi düşündünüz mü ?
& her zaman kötü değil iyi taraflarını görmek gerekiyo. mesela, uçuğum iyileşmiş mi diye aynaya bakarsın bölece günde 6589 kere filan kendinle yüzleşmiş olursun. senin için koşar adım, felsefe için uygun adım olur. ayrıca çok şaşırdığın bi olay olursa ohaa o kadar şaşırdım ki uçuk çıkardım filan gibi iğrenç espride yapabilirsin. bardağı sesle çatlatmak kadar karizmatik bi olay bence.
- yazılarınızda almaları gereken mesajı genelde okura mı bırakırsınız ?
& boylesi dünya tatlısı bi virüsten nefret etmemek mümkün mü ? virüsleri sevmeliyiz, onları kollamalıyız, yemek bitince eline sağlık demeliyiz, yemeğe başlamadan önce ellerimizi yıkamalı ve televizyon başında yemek yememeliyiz. karşıdan karşıya geçerken, önce sağa, sonra sola sonra tekrar sağa bakmalı niye 2. kez sola bakmadığımızı sorgulamamalıyız.
- genç yazarlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı ?
& balıklar intihar edemiyorlar çünkü suyun vurma gücü yoktur. insanlar intihar edebiliyolar çünkü, dünyanın her yeri suyla kaplı diildir ayrıca insan vücudunun yüzde yüzseksenbindokuzu suyla kaplıdır. bu sebeple 85 milyon bilinmeyenli denklemler ortada cirit atmaktadır ve cirit bi ata sporudur. halen daha 85 milyon tane bilinmeyen şeyi nerden bulduklarına aklım ermiyor. herpes hala orda ancak kendisi genelde simplexle birlikte kullanılmaya alışkın. başka herpeslerle karştırabilio kendisini zaman zaman. istemiyoruz ki psikolojik bunalımlarda bacak bacak üstüne atıp sert bi kahve içsin.
- sanatla ilişkili diğer dalların sanat üstündeki etkileri sizce nedir ?
& teknoloji dediğin uzaktan kumandadır, gerisi lükstür.
-bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
& ayaklarınızı kapıda çıkarın, mahalleyi ayağa kaldırmayın, köyün damında bi ton yıldız var.
yalnız diiliz, kurtulduk! kurtulduk! şiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii!! hoooooooop! burdayız 7 milyar insanla bu gezegene düştük... ateşi yakın lan büyük ateşi yakın el kol yapın !!! burdayııııııııııııııııııııııııııııııııııııııızzzz !!!!!!
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10180883.asp?gid=229&sz=49064
allah ım hayatın niye bu kadar garip bi mizah anlayışı var. niye sürekli bizim zamanımızın ötesinde espriler yapıyo ? bir süprizlerden iki cv lerden nefret ediyorum. süprizlerin içinden şahsıma iyi bi şey çıktığını şimdiye kadar hiç görmedim.
ayrıca, alkol alınca insanda birilerinin gözünü oyma, saçını yolma vs. duyguları gittikçe çoğalıyormuş. ha bi' de kızgınlık iğrenç bi' şey ve çok kararlıyım bu konuda. bi şeye kızınca illa ki sonra iğrenç bi yalnızlık, kırgınlık filan kaplıyo bütün bünyeyi.
neyse, bunlar bi tarafa ben mezun oldum. yani ben daha farklı bi şeyler beklemiştim çıkışı alınca gökyüzüne uzanan bi merdiven olur, beyaz ışık olur, bütün şirketler lütfen lütfen onların şirketine ceo ol diye kuyruk olurlar... tamam üçüncü şık çok abartı oldu kabul ediyorum. ama beyaz ışığı gerçekten beklemiştim.
daha sınavlardan burnumuzu henüz çıkarmışken, burnumuza başka bi sınav daha dayadılar hatta başka iki tane sınav dayadılar sınav dediğin bi tek kpss yle bitmiyo ki, kpds si var, toefl ı var, lisansüstüsü var. vel hasılı kelam bi bok olmadı o çıkışı alınca. başka çıkışlar alma gerekliliği doğdu fakat köprüden önce son çıkışı kaçırmasak iyiydi, ordan geçerken haber etselerdi.
yani sınavlara girmek bi şey değil 657 ye bağlı olmak yeterince kötü, o kısmı tartışmaya açık diil, tartışmıcam bende zaten. sorun ben o sınavların hepsine girsem ve hepsini alsamda hiçbiri hayatımda ne yapmak istediğime dair bi cevap oluşturmayacak. yani, felek denen trikotaj fabrikasında hiçbi geçerliliği olmayan sınavları, sanal bi gerçeklikte çok geçerliymiş gibi sunulması salakça bence.
haliyle buna bağlı olarak, " kpss yok, kpds yok, toefl yok, kadro yok, iş yok, ne var lan it, napmayı düşünüosun hayatında serseri mi olcan para kazanmıcan mı" filan gibi yaklaşımlar çıkış mıkış aramadan bende doğrudan köprüyü patlatma hissiyatı uyandırıyor.
insanların zaten bu matrix düzeninde gözlerini bi şeylere açıp anlamaya çalışmalarını beklemiyorum, yani bu bi balığa canım bak dünya H2O'dan ibaret diil bi de atmosfer oksijen vs. gibi şeyler var hatta aslolan o, çıkar o balık kafanı da bak bi dünya okyanus diilmiş filan demeye benziyo.
ama bu onlara bu görüşü bildirmeyeceğim anlamına gelmiyor. bazı şeyleri anlamaya gerek yok, sadece bilerek o şeyle yaşayabiliriz. hatta biz anlamadan ama sadece ezberden bilerek lise-ortaokul-üniversite filan bitirdik. baya baya yaşanıyo yani böyle. ama hiç bi boku anlamaya çaba sarf etmeyen insanların, bu anlattığım şeyleri anlamaya çalışması ve sonunda sinirlerimi bozması da en kuşum aydın kadar manasız bi hareket bi şey bence. ne yani her şeyi anladın da bi bu mu kaldı ?
ha alkol mevzuna gelince, insanlar kafamı o kadar kıyak yapıolar ki hiç ihtiyacım kalmıyo, 7/24 kafam güzel geziyorum allah sizi inandırsın.
bu sırada ekşisözlükte kuşum aydınla ilgili bi entry var fena. aydın ın gizli mesaj veriyor olabileceğinden filan bahsediyor. her okuduğumda gülmekten kendimi kaybediyorum.
"gülümse kaderine" ben niye gülüyorum lan? benim kaderim diil mi bana yazılmadı mı? ben nie onunla iyi geçinmeye çalışıyorum, o benimle geçinsin. kahkaha atsın hatta ama tükürerek gülüyosa onu cami avlusuna bırakmakta tereddüt etmem bu kadar söölüorum.
ayrıca bi soruya burdan cevap vericem : yeni editörünüzü bok gibi buldum.
niye böyle söledim bende bilmiyorum. alın bi de size burnumuzun dibinde yaşıyoruz sandığımız hayatın krokisini çiziyim :